• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

ilkeliyazilar

Hoş geldiniz!

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Ufuk KARADAVUT
Kitlesel Yokoluşlar Üzerine
02/06/2020

Dünya tarihi kitlesel yok oluşlar ile doludur. Gerek savaşlar ve gerekse de doğal afetler nedeniyle bu yaşanmıştır. Dünya'da yaşamın nasıl geliştiği ve zaman içinde nasıl bir değişim geçirdiği çok önemlidir. Bunun bilinmesi gelecek hakkındaki yargıların ve öngörülerin sağlıklı ve güvenilir olması açısından önemlidir. Özellikle antropologların ve tarihçilerin üzerinde durduğu konu olarak; bir asteroit’in yaklaşık 66 milyon yıl önce Dünya'ya çarptığında dünya genelinde köklü değişimlere sebep olmuştur ve dinozor dünya tarihinden çekilmeye başlamışlardır. Bunların yerine ise yeni memeliler geçmişlerdir.  

Southampton Üniversitesinden John Marshall, yaklaşık olarak 359 milyon yıl önce Devoniyen ve Karbonifer jeolojik dönemler arasındaki sınırda gerçekleşen kitlesel yok olma ile ilgili yeni araştırmalar yapmışlardır. Volkanik patlamalar, asteroit etkileri, iklim değişikliği, deniz seviyesi değişiklikleri, orman yangınları ve ilk ormanların yükselişi de dahil olmak üzere pek çok olay üzerinde durulmuş ve bunların sebep-sonuç ilişkileri üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Çünkü bilim insanlarının uzun süredir üzerinde en çok tartıştıkları konular bunlar olmuştur. Görünen o ki uzun süre daha tartışmalar devam edecektir. Ancak, günümüze kadar gözlenen bütün kitlesel yok oluşların, ozon tabakasının incelmesi ve bunun sonucu olarak ultraviyole ışınlarının olumsuz etkilerinin sonucu olduğu görüşü hâkim olmuştur. Ancak bu ilk kez olmamış. Bunun bir benzeride, yine ozon tabakasının delinmesinden dolayı kütlesel yok oluşların Permiyen ve Triyas tarihi dönemlerinde de görüldüğü aynı araştırmacı tarafından belirtilmiştir. Ancak bu yok oluşları sadece ozona bağlamanın yetersiz olduğu ve günümüzde aktif olmayan ancak o zamanlar aktif olan çok sayıdaki volkanik patlamanın da bunda etkili olduğu görüşü hâkim olmuştur.

Devoniyen dönemi yaklaşık 60 milyon yıl önce yaşanmış ve sonucu itibariyle büyük yok oluşlara sebep olmuştur. Karasal ekosistmeler çok belirgin şekilde etkilenmezken, su ekosistmeleri çok büyük oranda olumsuz yönde etkilenmişlerdir. Neredeyse Resiflerin ve planktonların tamamı yok olmuştur. Mercanların 2/3’ü tamamen yok olmuştur. Aynı zamanda su canlılarının sayıları da önemli oranda azalmıştır.  Marshall, geç Devonian'ın yok olmasına tam olarak neyin neden olduğunu bulmak için, olaydan önce ve sonra fosilleşmiş bitkiler tarafından yakalanan atmosferde neler olduğuna dair kanıtlar aramışlardır. Özellikle, Doğu Grönland'da bulunan fosillerden alınan ve kaya örneklerinin asit içinde çözülmesiyle salınan mikroskobik polen ve spor kalıntılarının dirençli duvarlarına bakmışlardır. Sporların ve polenlerin dirençli duvarları, hücre içeriğini ultraviyole radyasyondan korumak için üretilmektedir. Ancak, yeni bir hücrenin oluşturulması ile savunmasız olduğunda koruyucu duvarının oluşumu arasında kısa bir aralık vardır.

Araştırmacının incelediği spor türleri, normalde uzunluğu aynı olan ve mükemmel sivri uçlara sahip küçük dikenlerle kaplıydı. Ama, örnekleri dikenleri en vahşi şekiller çeşitli bozuk hücreler DNA ultraviyole radyasyon tarafından zarar görmüş olduğu izlenimini vermekteydi. Bunun sonucu olarak ta, sporlar oluşurken Dünya'nın koruyucu ozon tabakasının olmadığını veya koruyucu özelliğinin olmadığını göstermiştir. Diğer sporlar ve polenler, bu bitkilerin hayatta kalmasını sağlayan koruyucu bir bronzluk görevi gören pigmentli duvarlara sahip olurken, bir dizi önemli bitki grubunun ise hızla soyu tükenmiştir. Orman ekosistemi neredeyse tamamen çökmüştür. Hayatta kalan gruplar ise bozulmuş bir halde ve onarılmaları için ise milyonlarca yılın geçmesi gerekmiştir. Sonuçta onarılmış ancak o zaman göre çok farklı olan bir ekosistem oluşmaya başlamıştır.

Küresel ısınma olayı dünyanın yaratıldığı günden bu yana zaman zaman yaşanılan acı bir gerçek olarak düşünülmektedir. Özellikle eski çağ tarihçileri konu hakkında farklı görüşlere sahip olsalar da küresel iklim değişimi konusunda birliktelik sağlayabilmişlerdir. Örneğin dünyanın en kurak bölgelerinden olan yerlerde yer alan bazı antik göllerin sadece buzulların çökmesi ve dünyanın mevsimlik musonunun güneş ısısı nedeniyle çok aktif olması nedeniyle oluşmasından değil, aynı zamanda küresel iklim ısınmanın büyük oranda etkilediği düşünülmektedir. Küresel iklim değişimi ile oluşan göçler, yangınlar ve benzeri olaylar dünyada köklü değişimlerin yaşanmasına sebep olmuşlardır. Aslına bakılırsa günümüzde ve gelecekte de bunun etkili olacağını söylemek yanıltıcı olmayacaktır. Özellikle Afrika ve Orta Doğu İlkelerinden Türkiye ve Avrupa’ya olan göçlerin arkasında sadece stratejik göç mühendisliği veya demografik yapı değişim projesi yoktur. Buna ek olarak iklim değişimi ve ekonomik zorluklarda bulunmaktadır.

Bunların dışında büyük depremlerinde dünyadaki toplu yok oluşların üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bilinen ancak kayıt dışı olan ilk deprem 1556 yılında Çin’de gerçekleşmiştir. Sekiz büyüklüğündeki depremde bir milyona yakın kişinin öldüğü belirtilmektedir. 1881 yılından önceki depremeler hakkında bilgimiz sadece tarihsel bazı olaylar ve göstergeler üzerinden yapılan tahminlerden veya resmi olmayan bazı kayıtlardan öteye geçmemektedir. Çünkü dünya tarihinde ilke deprem ölçümleri resmi olarak 1881 yılında Japonlar tarafından yapılmıştır.  Bu tarihten sonra 9 ve üzerinde ölçülen çok sayıda depremin olduğunu biliyoruz. Yapılan tahminlemeler ölçüm öncesinde de 9 ve üzerinde çok sayıda yok edici depremin yaşandığını göstermektedir. Çünkü tarih çalışmalarda bazı yaşamsal olayların birden bir ortadan kaybolması veya bilgi alınamaması, yer değiştirmesi veya olması gerekenin çok altında yer alması depremin en güçlü göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Asteroit etkilerinin kitlesel yok oluşlara neden olduğunu kabul etmek önemlidir. Asteroit etkilerinin sonuçlarını öğrendikten sonra, tehdidi değerlendirmek için yoğun bir kolektif araştırma yapılmıştır. Şimdi Dünya'nın yörüngesine yaklaşması muhtemel tüm büyük dünya dışı nesnelerin yollarını incelenmeye çalışılmaktadır. Özellikle meteorların büyük bölümünün atmosferde yok olarak toz bulutuna dönüştüğü bilinmektedir. Ancak çok büyük olan taşların ise küçültülemediği ve bunların yer kürede büyük deprem etkileri yaratarak kitlesel yok oluşlara sebep olduğu bilinmektedir.  

Diğer bazı bilim insanları, kıtasal alanlar üzerindeki yüksek yaz sıcaklıklarının, yüksek su buharının atmosfere taşınmasını artırabileceğini göstermiştir. Bu su buharı, çok çeşitli bitkiler, algler ve mantarlar tarafından doğal olarak üretilen klor içeren organik karbon bileşiklerini taşımaktadır. Bu bileşikler ozon tabakasına yakın olduğunda, kloru serbest bırakırlar ve bu ozon moleküllerini parçalarlar. Bunun sonucunda bir geri besleme döngüsü üretilir. Çünkü çöken bir karasal ekosistem, alglerde hızlı bir artışa neden olabilecek okyanuslara bir besin akışı sağlayacaktır. Böylece ozon tabakası ne kadar çok hasar görürse, o kadar çok bitki ölür ve ozona zarar veren bileşikler o kadar çok salınır. Daha sonra, iklim soğuyunca ozon tabakası doğal olarak iyileşir ve algler atmosferdeki karbondioksitin giderilmesine yardımcı olurlar. Bu potansiyel yeni yok olma mekanizmasının keşfi, şu anda sahip olduğumuz gibi ısınan bir iklimin, ozon tabakasını ultraviyole radyasyona zarar vermek için aşındırma potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Bunun hem karada hem de sığ sularda dünyadaki tüm yaşam için sonuçları elbette olacaktır.

Benzer şekilde, şimdi küresel ısınma ile ozon tabakamızın benzer tahribatına neden olma potansiyeline sahip klor taşıyan karbon bileşiklerinin üretimi ve atmosferik taşınması arasındaki bağlantıları anlamaya odaklanmamız gerekiyor. Şimdi yok olma süresini ve atmosfere yeterince ozon yok eden kimyasalları azaltarak yaşam için gerekli olan sıcaklık değişim oranını belirlemek gerekiyor. Bunun içinde özellikle bitkiler üzerinde ultraviyole ışınlarının malformasyon etkileri üzerinde daha fazla çalışmaların yapılması gerekmektedir.

İnsanlık tarihi boyunca bilinen büyük felaketler vardır. Ancak yakın tarihe bakarak ta bunlar hakkında ileriye yönelik olarak öngörüde bulunabiliriz. Örneğin tarihsel olarak bilinen en büyük rüzgâr 1970 yılında 500 bin kişiden fazla insanın ölümüne ve 3,5 milyondan fazla insanın olumsuz yönde etkilenmesine sebep olan Bhola kasırgasıdır.

Bunun yanında 305 km/saat hızla esen Tip Tayfununu da burada söylemek gerekir. Dünya tarihindeki bilinen en yüksek hızdaki rüzgâr hareketidir. Yaklaşık olarak 15 gün sürmesi ile de ayrıca bir rekora sahiptir. Bir diğeri İran’da yaşanan tipi olayıdır. Bir hafta süren tipi olayın en az 4000 kişinin öldüğü ve 200’den fala köyü tamamen hartadan sildiği belirtilmektedir. Kar kalınlığının 8 metreyi geçtiği de kayıtlara girmiştir. 300 Yılı aşkın süredir hiç depremin yaşanmadığı Çin’in Kansu eyaletinde 8,5 ölçeğinde deprem olmuş ve depremin etkilediği yumuşak toprakların kayması sonucunda 200 bin insan hayatını kaybetmiştir.

Yangınlar doğal yaşamı kökünden değiştirebilecek etkiye sahiptirler. Tarih boyunca çok sayıda yangın olayı yaşanmıştır. 1871 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne bağlı Wisconsin eyaletindeki Pestigo şehrinde yaşanan yangında 1500’den fazla insan hayatını kaybetmiştir. Bezer şekilde 1863 yılında Şilinin başkenti Santiago’da yaşanan yangın da ise 2500’den fala insan hayatını kaybetmiştir. 1989 yılında Bangladeşte yaşanan hortum olayı da benzer şekilde yıkıcı olmuştur. Daulatpur-Saturia Hortumu olarak adlandırılan hortum sonucunda 1300 ölü, 10 binden fazla yaralı ve yüz bine yakında eviz vatandaş ortada kalmıştır.

Bunların yanında doğal felaket olarak Tsunami layları da yaşanmıştır. 2004 yılında Sumatra Adası’nda meydana gelen 9,0'lık deprem sonucunda oluşan tsunami ile 230.000 kişi ölçülmüştür. Tsunami başta Endonezya olmak üzere 15 farklı ülkeyi etkilemiş ve 30 metrelik dalgalar oluşturarak 2 milyon civarında insanı da evsiz bırakmıştır. Ancak bilinen en büyük tsunami bu değildir. 1958 yılında Alaska’da yaşanan deprem sonucunda oluşan ve yüksekliği 524 metreye ulaşanı en büyük olanıdır. Bölgede yerleşim yerinin çok az olması nedeniyle ölü sayısı çok az olmuştur.

Bu arada 1970 yılında Peru’da yaşanan çığ felaketini de burada ifade etmek gerekir. Çünkü 335 km hıza ulaşan ve 18 km boyunca sürüklene çığ sonucunda 20 binden fazla insanın öldüğü kaydedilmiştir. 1815 yılında Endonezya’da yaşanan ve 10 binden fazla insanın öldüğü volkanik patlama, 1931 yılında Çin’de yaşanan ve Sarı Nehir adı verilen nehrin taşması ile dört milyona yakın insan ölmüş ve 80 milyondan fazla kişi de evsiz kalmıştır.

Günümüzde de farkı büyüklükte ve farklı etkilerde doğa olayları ile karşılaşmaktayız. Bazılarının etkileri hafifi ve kısa sürede atlatılabilecek nitelikte olurken, bazıları ise uzun süreli ve kesinlikle telafi edilemeyecek şekildedir. Ancak gerçekleşen olayların bir daha gerçekleşmeyeceği konusunda bir garantimiz bulunmamaktadır. İnsanoğlu bir an önce gerekli dersleri çıkararak gerekli önlemleri almalıdır. Aksi taktirde burada belirtilen toplu yok oluşların benzerleri ileride günümüz içinde anlatılacaktır.



191 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Yoksulluk Algısı Araştırması-3 - 09/01/2020
Yoksulluk Algısı Araştırması-3
Tarım Kredi Raporu - 16/12/2019
Tarım Kredi Raporu
Tarımsal Alandaki İddialara Dair... - 26/11/2019
Tarımsal Alandaki İddialara Dair...
Kaçak Zeytinyağı Yerli Zeytinyağı Savaşı - 26/11/2019
Kaçak Zeytinyağı Yerli Zeytinyağı Savaşı
Biyogüvenlik yasası ve GDO’lu Ürünler - 17/10/2019
Biyogüvenlik yasası ve GDO’lu Ürünler
BİYOGÜVENLİK KANUNU - 26/08/2019
BİYOGÜVENLİK KANUNU
BM Biyoçeşitlilik Sözleşmesi Cartagena Biyogüvenlik Protokolü ve Etik Açıdan Değerlendirilmesi - 09/08/2019
BM Biyoçeşitlilik Sözleşmesi Cartagena Biyogüvenlik Protokolü ve Etik Açıdan Değerlendirilmesi
Yoksulluk Algısı Araştırması-2 - 21/06/2019
Yoksulluk Algısı Araştırması-2
Yoksulluk Algısı Araştırması - 1 - 10/06/2019
Yoksulluk Algısı Araştırması - 1
 Devamı
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.75397.7849
Euro9.21339.2502
Hava Durumu
Saat