• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

ilkeliyazilar

Hoş geldiniz!

Üyelik Girişi
Site Haritası
Takvim
Mustafa Kocaoğlu
kocaoglumustafa@gmail.com
KAYGILARIMIZ...
07/10/2015

Kaygı, insanoğlunun yüzyıllardır, çeşitli sebeplerle etkisi altında kaldığı, psikolojik temelli biyolojik bir unsurdur. Her insanın belli bir kaygı derecesinde hayatını idame ettirmek zorunda kalması kaçınılmaz bir durum (üstelik bu yaşamını sürdürebilmesi için gerekli unsurlardan birisi...) ancak bunun sürekli ve aşırılaşmış hali olan anksiyete (nevrotik kaygı), muhakkak tedavi edilmesi gereken, bireye ve tabii ki topluma menfi etkileri olan bir süreci ifade etmektedi.

Modern dünyanın, aşırı derecede zorlaş(tırıl)mış yaşam şartları, maalesef toplumumuzu da olağanüstü bir etkiyle adeta yerinden oynatmakta, dengeleri altüst etmeye devam etmektedir. Özellikle gelecek kaygısı ile anksiyeteye uğramış bireylerin, hem kendilerine hem de sosyal yaşama olan bu tür olumsuz yansımaları, bilhassa şu sıralar, daha bir gözümüze çarpmaktadır. Bu gelecek kaygısına bir de ailevi diğer sorunları; iş hayatında ve toplumsal çevredeki itibar kaybetme tedirginliğini; deprem risklerini...vs. de eklediğimiz zaman, ortaya pek de iç açıcı olmayan bir tablo çıkıyor.

Bu tablo, öyle bir hal almış durumda ki bozulan psikolojimiz, felaketler yaratmaya başladı. AB’ye girme mücadelesi veren bir ülkede, meydanları savaş alanlarına döndüren, etrafı yıkıp-döküp viraneye çeviren; futbol maçlarında tribünleri kan gölü haline getiren gençlerimiz, niçin bu duruma düşüyor veya düşürülüyorlar, bunları nasıl bir psikolojik durum içerisinde gerçekleştiriyorlar? Burada bahsetmediğimiz, henüz bilinmeyen, kayda geçmemiş nice cinayet, kapkaç, fuhuş ve cinnet olayı ise artık sosyal yaşamımızın olağan bir gerçeği haline gelmiş gibi görünüyor.

Açıkça belirtilmelidir ki kaygılarımız bizi her anlamda kemirip bitirirken (kalp krizi vakaları niçin atıyor dersiniz...) toplumsal bir çöküşün de sinyallerini vermeye devam ediyor. Ekonomik temelli bir sorun gibi algılanan bu durum, hayatımızın her alanına sirayet ediyor; ahlaki, kültürel yozlaşma buna katkı sağlıyor. Tabiri caizse “televole kültürüyle” sanal bir dünyayı benimsemeyi tercih eden insanımız, kaygı yaratan son derece önemli meselelere kafa yormak yerine hangi ünlünün kiminle aşk yaşadığını, kimin nerede yemek yiyip, nerede eğlendiğini daha çok merak ediyor ve bunlarla ilgileniyor. Bu sanal dünyadan bir an için sıyrılıp gerçek hayatın pratik anlamdaki gerçek yüzüyle karşılaşınca da adeta boşluğa düşüyor, kendisini aciz hissetmeye başlıyor ve tabii ki bu da daha büyük psiko-sosyal sorunların bir habercisi oluyor.

Bu noktada önemli olan ise bundan sonra ne yapılması gerektiği? Elbette bu, kısa vadede, kesin çözümlere ulaşmanın pek de mümkün olmadığı bir olgu ancak özellikle ekonomideki iyileşme olasılıklarının alternatif yansımaları hayatımıza girmeye başladıkça ve her yönden kişisel duyarlılıkla çevrili bir bilinç yapısı yerleştikçe, daha güzel günler görebilme ihtimalimiz de yükseliyor. Buna mukabil, düşünce sistemimizi hep pozitif bir etkiyle donatabilir, yani düşüncelerimizin yönünü hep olumlu bir içerikte tutabilirsek, hep daha iyiye ulaşmak için önümüzdeki bütün engelleri kaldırmış olacağımızı düşünüyorum.



1287 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar7.75397.7849
Euro9.21339.2502
Hava Durumu
Saat